31 Mart 2010 Çarşamba

Blombos Mağarası’nda Bulunan Eserler, İnsanın Evrimi Senaryosunu Bir Kez Daha Yıkıyor!



Güney Afrika sahillerindeki Blombos Mağaralarında yapılan kazılarda elde edilen veriler, insanın evrimi senaryosunu bir kez daha alt üst etti. Daily Telegraph gazetesi konuyla ilgili haberi, "Taş Devri Adamı O Kadar Saf Değilmiş" (Stone Age Man Wasn't So Dumb) başlığıyla verdi. Birçok gazete ve dergide ise haber, "eski insanlarla ilgili teorilerin tamamen değiştirilmesi gerektiği" şeklinde yorumlandı. Örneğin BBC News konuyu şu şekilde bildiriyordu: "Bilim adamları bu buluşun, modern düşünme yöntemlerinin tahmin edilenden çok daha önce gelişmiş olduğunu gösterdiğini düşünüyorlar."11


Blombos Mağarası'nda bulunan üstte görülen boncuklar ve bulunan çeşitli süs malzemeleri, dönemin insanlarının estetikten anlayan, sanatı bilen, güzellikten hoşlanan kişiler olduğunu göstermektedir. Bunlar sözde ilkel varlıklar tarafından meydana getirilmiş olamaz. 
Blombos Mağaralarında, bundan 80 bin -100 bin yıl öncesine ait toprak boya kalıpları bulunmuştu. Bu kalıpların hem vücut hem de sanat eserlerinin boyamasında kullanıldığı tahmin edilmekteydi. Bu buluştan önce bilim adamları, insanın düşünme, kavrama ve üretme yeteneğinin geliştiğini gösteren verilerin en erken 35 bin yıl önce ortaya çıktığını öne sürüyorlardı. Bulunan bu kalıplar ise söz konusu iddiayı tamamen sarstı. Evrimci bilim adamlarının sözde ilkel, hatta yarı maymunsu olarak nitelendirdikleri bu dönemin insanları, tıpkı günümüz insanları gibi kavrama ve üretme yeteneğine sahipti.

Chauvet Mağarası’ndaki Olağanüstü Resimler



Chauvet Mağarası 1994 yılında keşfedildi ve bulunan resimler, bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Bundan önce Ardeche'deki sanat eserleri, Lascaux'daki 20 bin yıllık resimler ya da İspanya Altamira'daki 17 bin yıllık eserler de ilgi çekmişti ama Chauvet'deki eserler çok daha eski bir zamana aitti. Karbon-14 yöntemiyle yapılan tarihlendirme çalışmaları sonucunda, bu resimlerin yaklaşık 35 bin yıllık olduğu ortaya çıktı. National Geographic dergisinde Chauvet'deki eserlerle ilgili şu yorum yapılmaktaydı:
Mağaranın ilk fotoğrafları uzmanlar kadar kamuoyunu da büyüledi. On yıllar boyunca akademisyenler sanatın ilkel çizimlerden canlı, natüralist resimlere doğru kademeli olarak ilerlediği kuramını ortaya koymuşlardı... Daha ünlü mağaralarda yer alan resimlerin yaklaşık iki katı yaşında olan Chauvet'deki resimler, sadece tarih öncesine ait sanatın bulunduğu en yüksek noktayı değil, aynı zamanda sanatın bilinen en eski başlangıcını temsil ediyordu. 12 
Chauvet Mağarası'ndaki "Atlar Paneli", yaklaşık 6 metre uzunluğunda bir duvar tablosudur. Saldırı halindeki gergedanlar, gür yeleli atlar, bizonlar, aslanlar ve uzun boynuzlu bir tür sığır sürüsünün resmedildiği bu tablo, hayranlık uyandırıcı bir estetiğe sahiptir. Evrimcilerin ilkel çizimler bekledikleri bir dönemde sanatın bu derece gelişmiş olması, Darwinist iddialara göre açıklanması mümkün olmayan bir durumdur.
Mağara resimlerindeki gelişmiş sanat anlayışı karşısında, evrimci National Geographic dergisi bu resimleri, "Bizim gibi insanlar" başlığıyla sundu.

Üstte solda Chauvet Mağarası'nda kırmızı boya maddesi kullanılarak resmedilmiş leopar resmi. Sağda ise yaklaşık 6 metre uzunluğundaki panelin atlar bölümünden bir kesit görülmektedir.

Lascaux Mağaralarindaki 16.500 Yillik Astronomi Haritaları




Bilim adamlarının araştırmalarına göre, at resminin alt kısmında yer alan noktalar, Ay'ın 29 günlük devrini göstermektedir.
Geyik resminin altına çizilmiş olan 13 noktalı dizi ise, Ay'ın bir ay içindeki döngüsünün yarısını temsil etmektedir.

Münih Üniversitesi'nden araştırmacı Dr. Micheal Rappenglueck, Lascaux Mağaralarında yaptığı incelemeler neticesinde, bu mağaraların duvarlarında yer alan resimlerin astronomik anlamlar taşıyor olabileceğini ortaya çıkarmıştır. Mağara duvarlarında yer alan figürler, fotogrametri yöntemi kullanılarak bilgisayar ortamında yeniden yapılandırılmış ve ortaya çıkan geometrik çizim, dairelerin, açıların ve düz çizgilerin birer anlam taşıyor olabileceğini göstermiştir. Bilgisayar ortamında yapılan hesaplamalara, ekliptik eğrilik, ekinoksun eksen sapması, yıldızların düzenli hareketleri, Ay'ın ve Güneş'in çap ve yarı çap ölçümleri, evrendeki kırılmalar ve bastırılmalarla ilgili tüm değerler eklenmiştir. Ve yapılan incelemeler sonucunda bu çizimlerin bazı yıldız takımlarını ve Ay'ın belirli hareketlerini işaret ettiği görülmüştür. BBC kanalı bilim ve teknik bölümü konuyla ilgili şu bilgilere yer vermiştir:
Orta Fransa'da bulunan Lascaux Mağaralarındaki ünlü duvar resimlerinde tarih öncesine ait (gece) gökyüzü haritası keşfedildi. 16.500 yıllık tarihe sahip olduğu tahmin edilen harita, günümüzde Yaz Üçgeni (summer triangle) olarak bilinen üç parlak yıldızı gösteriyor. Lascaux çizimleri arasında ayrıca, Pleidas yıldız kümesinin de haritası bulundu... 1940'larda keşfedilen duvarlar atalarımızın sanatsal kabiliyetini gösteriyordu. Ancak bugün artık söz konusu çizimlerin, onların bilimsel bilgi seviyesini de gösterdiği anlaşılmıştır.13   
Darwinistlerin iddialarına göre, bu resimleri yapanlar sözde ağaçlardan henüz inmiş, zihinsel gelişimlerini henüz tamamlamaya başlamış varlıklardır. Ancak gerek bu resimlerin sanatsal değerleri, gerekse son araştırmaların gösterdiği neticeler, evrimcilerin bu iddialarını geçersiz kılmaktadır. Söz konusu resimleri yapanlar hem üstün bir estetik anlayışa, hem gelişmiş sanat tekniğine, hem de araştırmaların gösterdiğine göre bilimsel bilgiye sahip insanlardır.
LASCAUX MAĞARASI'NDAKİ İNEK FİGÜRLERİ




LASCAUX MAĞARASI'NDAKİ BİZON FİGÜRLERİ
Üstte solda - Lascaux Mağarası'ndan Rotunda'nın kuzey duvarı
Üstte sağda - Lascaux Mağarası'ndan 17.000 yıllık hayvan figürleri
Üstte altta - At figürü
Resimlerde hareketlilik ve canlılık mükemmel bir şekilde yansıtılmıştır. Bu resimler, akademik eğitim alan kişilerin yapabileceği kalitede, son derece estetik çalışmalardır. Böyle mükemmel sanat eserleri ortaya çıkaran kimselerin zihinsel olarak geri olduklarını söylemek mümkün değildir.





"En Eski Ay Takvimi Tanımlandı" başlığıyla BBC'nin internet sitesinde yer alan haber, Darwinistlerin "toplumların evrimi" iddiasını bir kez daha çürüten bilgiler içermekteydi.

Kuzey Afrika'daki Kaya Kabartmaları Ve Resimleri, Evrimcileri Hayrete Düşürüyor


Yaklaşık 7 bin yıllık olan bu zürafa kabartmaları, görenlere "sürünün hareket halinde olduğu hissini" verecek mükemmellikte yapılmış. Bu eserin düşünebilen, muhakeme yeteneği olan, kendisini ifade edebilen, üretebilen, sanat anlayışı olan insanların ürünü olduğu çok açıktır.

Yine yaklaşık 7 bin yıllık olan bu resimde, müzik aleti çalan bir adam görülmektedir. Yandaki diğer resimde de, Botswana'da yaşayan Dzu yerlilerinden biri benzer bir müzik aletini çalarken görülmektedir. 7 bin yıl önce kullanılan bir müzik aletinin çok benzerinin bugün halen kullanılıyor olması dikkat çekici bir durumdur. Bu, Darwinistlerin iddiasını yıkan örneklerden biridir. Darwinizm'in iddia ettiği gibi medeniyet hep ileri gitmemekte kimi zaman da binlerce yıl aynı şekilde kalmaktadır. Bu adam 7 bin yıldır var olan bir müzik aletini kullanmaya devam ederken, dünyanın öbür ucunda en gelişmiş müzik aletleriyle senfoniler bestelenmekte, her iki kültür de aynı dönemde yaşanmaktadır.

Üstteki 7 bin yıllık duvar resminde görülen flüt çalan insan figürü, dönemin insanlarının müzik bilgisine ve kültürüne dolayısıyla, gelişmiş bir zihniyete ve medeniyete sahip olduklarını göstermektedir. Ortadaki resimde ise günümüzde Botswana'da yaşayan yerlilerden biri, benzer bir müzik aletini çalarken görülüyor.

Tarihin İlk Şehri Olarak Kabul Edilen Çatalhöyük, Evrimi Reddediyor


MÖ 9000 yılına ait olduğu kabul edilen Çatalhöyük, tarihin ilk şehirlerinden biri olarak nitelendirilmektedir. İlk buluntularla birlikte, arkeoloji dünyasında büyük tartışmalar başlamış, evrimci iddiaların bir kez daha geçersizliği görülmüştür. Arkeolog James Melaart -kendisini de hayrete düşüren- bölgedeki gelişmişliği şu şekilde anlatmaktadır:
Neolitik dönemin önde gelen toplumlarından biri olan Çatalhöyük'teki gelişmiş toplumun sahip olduğu teknolojik özellikler hayrete düşürücüdür... Örneğin, obsidyen (sert bir volkanik cam türü) bir aynayı nasıl olup da hiç çizmeden parlatmışlardır, ya da taş boncuklarda günümüzün çelik iğnelerinin dahi açmakta zorlanacağı delikleri açmayı nasıl başarmışlardır? Ne zaman ve nasıl bakırı, kurşunu ve diğer metalleri eritmeyi öğrenmişlerdir?14
Bulgular Çatalhöyük'te yaşayan insanların gelişmiş şehircilik anlayışına, planlama, tasarlama, hesaplama yapma kabiliyetine sahip olduklarını, sanat anlayışlarının ise tahmin edilenden çok daha ileri olduğunu göstermiştir. Kazı ekibinin günümüzdeki lideri Prof. Ian Hodder, burada elde edilen bulguların evrimci iddiaları geçersiz kıldığını şöyle ifade etmektedir:
Nereden geldiği belli olmayan şaşırtıcı bir sanatları var. Çatalhöyük'ün coğrafi konumunu da açıklamak bayağı zor. Dönemine ait yerleşim yöreleriyle doğrudan bir coğrafi bağlantısı yok... Ortaya çıkarılan sıvaüstü resimler dönemine göre çok ileri. Bu insanlar bu sanat seviyesine neden ve nasıl ulaştılar?... Sorulması gereken esas soru bu: Bir grup insan nasıl olup da bu kadar muazzam bir kültürel başarı sağlayabiliyor? Aniden ve yoktan son derece önemli sanat eserleri oluşturmuşlar... Bildiğimiz kadarıyla Çatalhöyük'te elde edilen kültürel gelişmede bir evrim bulunmuyor.15 

Evrimcileri Şaşırtan 400 Bin Yıllık Mızraklar



Almanya'nın Schöningen şehrinde 1995 yılında, Alman arkeolog Hartmut Thieme tarafından birtakım ahşap kalıntılar bulundu. Bunlar, dikkatlice ve özenle yapılmış mızraklardı, yani bulunan en eski tarihli avlanma aracıydılar. Bu buluntular, evrimciler arasında büyük şaşkınlığa neden oldu, çünkü evrimci görüşe göre sistematik avlanma modern insanın ortaya çıktığı varsayılan bundan yaklaşık 40 bin yıl öncesinde başlamış olmalıydı. Hatta bu hikayeye uygun olması için daha önce bulunan Clacton ve Lehringen mızrakları göz ardı edilmiş, bunların sadece yeri kazmakta kullanılan sopalar veya kar sondaları olduğu iddia edilerek, yaşları küçültülmüş ve evrim yalanı devam ettirilmeye çalışılmıştı.16

Mızrakların tarihleri ise çok daha eskiyi gösteriyordu: Yaklaşık 400 bin yıl öncesini... Üstelik Schöningen mızraklarının yaşı o kadar kesindi ki, konuyla ilgili Nature dergisinde yazısı yayınlanan Sheffield Üniversitesi arkeologlarından Robin Dennell, bu mızrakların yaşını değiştirmenin ya da bunlarla ilgili sahte yorumlarda bulunmanın mümkün olmadığını şöyle ifade ediyordu:
Ama Schöningen buluntuları hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde mızraktırlar, bunları kar sondası veya kazı sopaları olarak nitelendirmek, elektrikli matkapların kağıt ağırlığı olduğunu iddia etmekten farklı değildir.17
Bu mızrakların evrimci bilim adamlarını şaşırtmasının bir nedeni de, mızrakların yapılabilmesi için gerekli olan planlama, hesaplama, üretme yeteneklerinin o dönemde yaşayan sözde ilkel insanlarda olmadığı yanılgısıdır. Oysa bu mızraklar, plan yapabilen, hesap yapabilen, aşamalı düşünebilen bir zihnin ürünleridir. Her bir mızrak için yaklaşık 30 yaşındaki ladin ağacının gövdesi kullanılmıştır ve her bir mızrağın uç kısmı ağacın en sert olan yerinden yani tabanından yapılmıştır. Her bir mızrak, tıpkı modern ciritlerde olduğu gibi eşit oranla tasarlanmıştır; ağırlık merkezi, uç noktanın 1/3 uzaklığındadır. Tüm bu bilgiler karşısında Robin Dennell şu yorumu yapmaktadır:
Bu mızraklar, önemli bir zaman ve kabiliyet yatırımı –uygun ağacın seçilmesi, biçimin belirlenmesi ve en son aşamada gerekli şekillendirmenin tasarlanması. Diğer bir deyişle, bu insanlar gelişigüzel "beş dakikalık bir kültürle" yaşamıyorlardı. Daha ziyade, derin bir planlama, gelişmiş bir tasarım ve ahşabı şekillendirmek için sabır görüyoruz ve tüm bunlar, sadece modern insanlarda görebildiğimiz özellikler.18 
Mızrakları bulan arkeolog Thieme ise şunları söylemektedir:
Orta Pleistosen gibi erken bir çağda böyle gelişmiş mızrakların kullanılmış olması, eski insan tavırları ve kültürleri hakkındaki pek çok teoriyi yeniden gözden geçirmemizi gerektirmektedir.19 
Hartmut Thieme ve Robin Donnell'in de ifade ettikleri gibi, Darwinistlerin insanlık tarihiyle ilgili öne sürdükleri iddialar gerçekleri ifade etmemektedir. Gerçek şudur; insanlık hiçbir zaman evrim geçirmemiştir. Geçmişte geri medeniyetler olduğu gibi son derece gelişmiş ve ileri medeniyetler de yaşamıştır.

Urfa, Göbekli Tepe'deki Medeniyet İzleri




Resimlerde Göbekli Tepe'de bulunan T biçimli taşlar görülmekte. Bazılarının üzerinde aslan figürü bulunmaktadır.

Urfa yakınlarındaki Göbekli Tepe'deki kazılarda, bilim adamları tarafından "olağanüstü ve benzersiz" olarak nitelendirilen buluntular elde edilmiş, üzerinde hayvan rölyeflerinin olduğu, çapı 20 metreyi, boyu insan boyunu aşan dev T şeklinde sütunlar ortaya çıkarılmıştır. Bu sütunlar dairesel olarak dizilmişlerdir. Bilim dünyasını asıl etkileyen özellik ise, bu alanın yaşıdır: Göbekli Tepe'deki alan günümüzden 11 bin yıl önce inşa edilmiştir. Evrimci iddiaya göre, dönemin insanları ilkel taş aletlerle bu görkemli yapıyı inşa etmişlerdir. Bu yanılgıya göre, söz konusu mühendislik harikası, bundan 11 bin yıl önce en ilkel araçlarla çalışan toplayıcı-avcı insanların eseridir. Elbette bu inanılması mümkün olmayan bir hikayedir. Nitekim Göbekli Tepe'deki kazı ekibinin başkanlığını yürüten Prof. Klaus Schmidt de bu gerçeği ifade etmektedir:
O dönemde yaşayan insanların tıpkı bu gün olduğu gibi düşünme kapasiteleri olduğu görülmektedir. Hep düşündüğümüz gibi ilkel insanlar değillerdir. Ağaçtan inip uygarlık kurmaya çalışan maymun benzeri yaratıklar oldukları düşünülmemelidir. Zeka yönünden bakacak olursak bize benzedikleri görülmektedir.20
Arkeolog Klaus Schmidt, bu dev boyuttaki taşların o günün koşullarında nasıl taşındıklarını, nasıl şekillendirildiklerini ortaya çıkarabilmek için kazı ekibiyle birlikte küçük bir deney yapmıştır. Bu deneyde, makinelerin yardımı olmaksızın, sadece tarih öncesi insanların kullandığı ilkel aletlerle devasa bir kaya bloğunu işlemeye çalışmışlar ve çok kısa bir mesafeye taşımayı denemişlerdir. Gerçeklerine oranla daha küçük bir kaya bloğu üzerinde çalışmayı tercih etmişlerdir.

Ekibin bir kısmı kütükler, ipler ve kol güçleriyle doğal ve basit kaldıraçlar yaparak taş üzerinde çalışmaya başlamış, diğerleri de ellerinde taşlarla MÖ 9000 yılında yaşayan taş ustaları gibi sert bir zeminde oluk açmaya çalışmışlardır. (Evrimci tarih anlayışına göre, o günlerde metal araçlar olmadığından, taş devrinin insanlarının sert ve keskin uçlu çakmak taşını kullandığına inanılmaktadır.) Taşı oymaya çalışan işçilerin 2 saat boyunca durmaksızın devam eden çalışmaları sonucunda, ortaya sadece belli belirsiz bir hat çıkmıştır. Taşı taşımaya çalışan ekibin 4 saatlik yoğun çalışması neticesinde ise, 12 adam ağır kaya bloğunu sadece 7 metre hareket ettirmeyi başarabilmişlerdir. Yapılan bu deney sonucunda tek bir taş çember alanı oluşturmak için yüzlerce işçinin aylarca çalışması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu basit deney bile açıkça ortaya koymaktadır ki, dönemin insanları evrimci bilim adamlarının ileri sürdüğü gibi ilkel koşullara değil, çok büyük ihtimalle son derece gelişmiş imkanlara sahiptiler.
Göbekli Tepe'de yapılan kazılarda ortaya çıkarılan bir yaban domuzu heykeli.
Bölgede bulunan bazı sütunlar üzerine işlenmiş olan aslan motifleri.
Göbekli Tepe'de bulunan bir insan heykeli.
Bu eserlerin bulunduğu dönem evrimcilerin sözde "taş devri" olarak adlandırdıkları, sadece taş aletlerin kullanıldığını iddia ettikleri dönemdir. Bulunan eserler ise bu iddianın doğru olmadığını göstermektedir. Sadece taş kullanarak bu kayalar üzerine söz konusu desenlerin işlenemeyeceği, bu heykelin şekillendirilemeyeceği açıktır. Taşa taşla vurarak kayanın üzerinde bu derece düzgün bir hayvan figürü elde edilemez. Taşa taşla vurularak heykelin gözleri, burnu, ağzı biçimlendirilemez.


Geçmiş dönemlerde yaşayan insanlardan geriye kalan ve sıkça rastlanılan izlerden biri de çanak çömleklerdir. Bugün de halen pek çok insan çömlek yapımıyla geçimini sağlamaktadır. Günümüzden geriye yalnızca bu çömlek parçaları kalsa ve bunları bulan geleceğin bilim adamları, bizlerin henüz metali işlemeyi bilmeyen geri bir medeniyet olduğumuzu öne sürseler, bu iddialarında ne kadar doğruluk payı olurdu?
Evrimci anlayışın bir diğer çelişkisi de bu eserlerin meydana getirildiği dönemi, "çanak çömleksiz Neolitik çağ" olarak adlandırmalarıdır. Bu gerçek dışı yoruma göre, bu dönemin insanları henüz çanak çömlek yapacak teknolojiye ulaşmamışlardı. Heykeller yapabiliyor, dev taşları taşıabiliyor, bunları estetik sütunlar haline getirebiliyor, bunların üzerlerine hayvan kabartmaları işleyebiliyor, duvarları resimle süsleyebiliyor, mühendislik ve mimari bilgiyi kullanabiliyor ama henüz çanak çömlek yapmayı bilmiyorlar demek, sadece evrimci ön yargıları savunabilmek için ısrarla söylenen bir kandırmacadır. Kuşkusuz ki sözü edilen eserler bu insanların tahmin edilenden çok daha ileri bir ilme, teknolojiye ve medeniyete sahip olduklarını göstermektedir. Bu T şeklindeki büyük sütunların, nasıl işlendiğinin, oraya nasıl getirildiğinin açıklaması olması gerekir. Bu da söz konusu insanların iddia edildiği gibi ilkel olmadıklarını gözler önüne sermektedir.

Nitekim Bilim Teknik dergisinde yer alan bir haberde, Göbekli Tepe'de elde edilen buluntuların, insanlık tarihine dair yaygın bir yanılgıyı açığa çıkardığı ifade edilmektedir: "Bu yeni veriler, insanlık tarihine ilişkin önemli bir yanılgıyı ortaya koyuyor."21 Bu yanılgı, insanlık tarihinin evrim aldatmacası doğrultusunda yorumlanmasıdır.